Canım Babam...
Ölümü kabullenmek zor...
Hele senin ölümünü...
Hani ölüm en çok kime yakışmaz deseler...
Seni söylerdim...
Çünkü 32 yıllık hayatımda,senin kadar yaşamasını bilen,yaşamasını seven insan tanımadım...
Öyle titizlikle,öyle incelikle ilmek ilmek yaşayan senden başkasını görmedim...
Sanki erkenden veda edeceğini biliyormuşcasına...
Yaşadığı her andan keyif alan sen...
Sabahları erkenden uyanan,
Üşenmek kelimesinin anlamını bilmeden yaşayan sen...
Her an her durumda gülümseyebilen
Hayatının en acı günlerini gülümseyerek anabilen...
Çektiğin o dayanılmaz acıları gülümseyerek sırtlayabilen sen...
Bize usanmadan erken uyandırmayı aşılamaya çalışan sen...
Ölünce uyuyacağız bol bol,uyuyarak harcamayın ömrünüzü diyen sen...
Hani uyuyorsun ya tam 634 gündür...
Kanıma dokunuyor...Bilesin...
26 Aralık 2014 Cuma
14 Kasım 2014 Cuma
Özledim...
Tek bir kelime,milyonlarca acı...
İçimde büyüttüğüm özlem şu bedenime sığmaz oldu be babam...
Hemde henüz iki yıl bile olmamışken...
Zamanla geçer dediler...geçmedi...
Büyüdükçe büyüdü büyüklüğü gün geldi beni yerle bir etti...
Bazen nefes almak zulüm...
Bazen gülmek en büyük acı...
Seni anmadığım,anmadığımız tek bir gün bile yok...
Bir insan hep mi gülümsenerek hatırlanır...
Bir insan hep mi iyi anılır...
Sanma ki yalnızca biz...
Seni tanıyan,hayatına dokunduğun her insan...
Her an aklımda her an yüreğimdesin...
Tek bir kelime,milyonlarca acı...
İçimde büyüttüğüm özlem şu bedenime sığmaz oldu be babam...
Hemde henüz iki yıl bile olmamışken...
Zamanla geçer dediler...geçmedi...
Büyüdükçe büyüdü büyüklüğü gün geldi beni yerle bir etti...
Bazen nefes almak zulüm...
Bazen gülmek en büyük acı...
Seni anmadığım,anmadığımız tek bir gün bile yok...
Bir insan hep mi gülümsenerek hatırlanır...
Bir insan hep mi iyi anılır...
Sanma ki yalnızca biz...
Seni tanıyan,hayatına dokunduğun her insan...
Her an aklımda her an yüreğimdesin...
28 Ağustos 2014 Perşembe
Kendi gibi kitabı da Sade Ve Derin...
Bazen kendinle bile konuşamazsın...
Ama biri gelir tek bir cümlesiyle sana umut olur,güç olur...
Bugün uzun zamandır uğramadığım bloğuma bir bakayım dedim,eski bir dosttan deep tone sade ve derin dan samimi bir merhaba,samimi bir merak belki birazcık endişe ile karşılaştım...Güzel bir müjde ,günümü güzelleştirdi,umut oldu ,ışık oldu ,güç oldu...
Hayallerinden vazgeçme dedi... Açık açık demese de...
Verdiği müjde ile bana o gücü verdi...
Kitap yazmış blog arkadaşım, emeklerinin karşılığını almış,
Çabalamanın ,emek vermenin,inanmanın tatlı ve haklı mutluluğunu,huzurunu yaşıyor...
Dolaylı yollardan bizlere de yaşatıyor...
Kitabın siparişini verdim hemen...
Henüz elime geçmedi,okumadım...
Ama yürekten inanıyorum bir çırpıda keyifle okuyacağım...
Eline yüreğine kalemine klavyene inancına hayal gücüne sağlık arkadaşım...
Hayat sana dilediklerini vermeye devam etsin...
18 Nisan 2014 Cuma
Biliyorum hayat yeniler kendini...
Hayat felsefesi edinmiştim, şarkı içinde geçen cümleyi ilk duyduğumda...
Biliyorum...Hayat yeniler kendini...diyordu...Düş sokağı sakinleri...
Üniversitedeydim henüz şarkıyı ilk dinlediğimde, hayatımın ilk adımlarını atıyordum, paytak paytak...
Ve bilmiyordum, yaşanacak ileriki yıllarda hayatın bana öğreteceği tek gerçeğin, o gün dinlediğim şarkının sözü olduğunu...
Yıllarca gördüm...
Hayatın kendini yenileyişini...
Ve benim bazen mecburen, bazen isteyerek hayatın peşinden gidişimi...
Günlerim babacığımın ardından ağlayarak geçerken, onun yokluğuna bir türlü alışamazken, yaşam enerjimi günden günden kaybederken hayat yeniledi yine kendini...
Yine mecburen peşine taktı beni, yeni bir mücadelenin içine atıverdi...
Sevgili bebeğim ile başlayan cümleler kurabilecek kadar duygusal değilim henüz...
Zaten hali hazırda bir bebek de yok henüz...
Bebek yapalım dedik...
Mücadelesiz olur mu...Olmaz elbet...
Hayatta ne sana hediye edildi ki...
Annen ve babandan başka...
Yeni nesil her çift gibi,planı programı yaptık,önden folik asitlere başladık,korunmayı bıraktık,ve gelecek miniği beklemeye başladık...
Bekledik bekledik bekledik...
Fakat teşrif eden yoktu...
Bu süreçte doktora gidiyorum ve doktor bana hiçbir sorun olmadığını, bir yılın sonunda korunmasız ilişkiden netice alınmazsa araştıracağını söylerken bana, ben çaktırmadan kendi çapımda yumurta takibimi,kaç mm büyüdüğünü ne zaman çatladığını hesaplayıp, onlarca matematiksel işlem sonucu günden güne duygu yoksunu olmaya başlayan ilişkilerle bebek yapmaya çabalıyordum hala...
Ve sonunda yine doktor önermemesine rağmen eşimden spermiyogram testi yapmasını istedim...Ve işte hayat o gün yine ve yeniden bana mücadele edecek bir şey veriverdi...
Eşimde hareketli sperm sayısı, 1 cc deki sperm sayısı ve total sperm sayısı bırakın normal ilişkiyle,aşılamayla bile hamile kalmama olanak sağlamayacak kadar düşük çıktı...
Tek çare TÜP BEBEK!!!
Biliyorum...Hayat yeniler kendini...diyordu...Düş sokağı sakinleri...
Üniversitedeydim henüz şarkıyı ilk dinlediğimde, hayatımın ilk adımlarını atıyordum, paytak paytak...
Ve bilmiyordum, yaşanacak ileriki yıllarda hayatın bana öğreteceği tek gerçeğin, o gün dinlediğim şarkının sözü olduğunu...
Yıllarca gördüm...
Hayatın kendini yenileyişini...
Ve benim bazen mecburen, bazen isteyerek hayatın peşinden gidişimi...
Günlerim babacığımın ardından ağlayarak geçerken, onun yokluğuna bir türlü alışamazken, yaşam enerjimi günden günden kaybederken hayat yeniledi yine kendini...
Yine mecburen peşine taktı beni, yeni bir mücadelenin içine atıverdi...
Sevgili bebeğim ile başlayan cümleler kurabilecek kadar duygusal değilim henüz...
Zaten hali hazırda bir bebek de yok henüz...
Bebek yapalım dedik...
Mücadelesiz olur mu...Olmaz elbet...
Hayatta ne sana hediye edildi ki...
Annen ve babandan başka...
Yeni nesil her çift gibi,planı programı yaptık,önden folik asitlere başladık,korunmayı bıraktık,ve gelecek miniği beklemeye başladık...
Bekledik bekledik bekledik...
Fakat teşrif eden yoktu...
Bu süreçte doktora gidiyorum ve doktor bana hiçbir sorun olmadığını, bir yılın sonunda korunmasız ilişkiden netice alınmazsa araştıracağını söylerken bana, ben çaktırmadan kendi çapımda yumurta takibimi,kaç mm büyüdüğünü ne zaman çatladığını hesaplayıp, onlarca matematiksel işlem sonucu günden güne duygu yoksunu olmaya başlayan ilişkilerle bebek yapmaya çabalıyordum hala...
Ve sonunda yine doktor önermemesine rağmen eşimden spermiyogram testi yapmasını istedim...Ve işte hayat o gün yine ve yeniden bana mücadele edecek bir şey veriverdi...
Eşimde hareketli sperm sayısı, 1 cc deki sperm sayısı ve total sperm sayısı bırakın normal ilişkiyle,aşılamayla bile hamile kalmama olanak sağlamayacak kadar düşük çıktı...
Tek çare TÜP BEBEK!!!
Düş Sokağı Sakinleri...Biliyorum hayat yeniler kendini...
31 Ocak 2014 Cuma
iyi ki doğdun babişkom...
Canım babam...
Bugün doğum günün...
Senin bize armağan edildiğin gün...
...
Sensiz geçen 306. gün...
Hasretinden, özleminden ölmek üzereyim...
İçimden geçen, boğazımdan geçemeyen,
Milyonlarca cümlem var...
Sana olan minnettarlığım...
sevgim...
hasretim...
ihtiyacım...
acım...
Hele bir de
'keşke'lerim...
'burada olsaydın'larım
'herkeste bir parçacık sen arayış'larım...
İyi ki doğmuşsun babişkom,iyi ki Dünya'nın en harika babası olmuşsun...
İyi ki benim babam olmuşsun...
Sana olan sevgimin, özlemimin kelimelerle karşılığı yok...
Sen nasılsa biliyorsun...
Kızın Nuuguu...
Bugün doğum günün...
Senin bize armağan edildiğin gün...
...
Sensiz geçen 306. gün...
Hasretinden, özleminden ölmek üzereyim...
İçimden geçen, boğazımdan geçemeyen,
Milyonlarca cümlem var...
Sana olan minnettarlığım...
sevgim...
hasretim...
ihtiyacım...
acım...
Hele bir de
'keşke'lerim...
'burada olsaydın'larım
'herkeste bir parçacık sen arayış'larım...
İyi ki doğmuşsun babişkom,iyi ki Dünya'nın en harika babası olmuşsun...
İyi ki benim babam olmuşsun...
Sana olan sevgimin, özlemimin kelimelerle karşılığı yok...
Sen nasılsa biliyorsun...
Kızın Nuuguu...
28 Ocak 2014 Salı
babam
Babam ölmeden 2 gün önce yazılıp, taslaklara kaydedilmiş bir kayıt...
29.03.2013
Hayatımda ilk defa yazamıyorum...
Konuşmak istediğim,anlatmak istediğim onca şey varken,kafamı bir türlü toplayıp yazamıyorum...
Düşüncelerim boğazımda düğümleniyor,dillendirmeye çalışmak namümkün görünüyor....
Korkularım,kaygılarım had safhada...
Çocukluğu huzurlu geçmiş bir insan için şu an yaşadıklarım oldukça fazla...
Bugüne kadar hiç bir şeyi kaybetmekten korkmamıştım...Kaybettiğim hiç bir şeyin yasını tutmamıştım...
Yitirdiğim her şeyin yerine mutlaka bir şeyler koymayı başarmış,yoluma kaldığım yerden neşeyle devam edebilmiştim...
Güçlü olduğumu sanırdım...
Zayıf insanlara acırdım...Her insanın zayıflıklarını izler,onların zayıflıklarından ben nefret eder,yeri geldiğinde en zayıf yanlarından saldırırdım...
hiç bir zayıf noktam yok sanırdım...
Bencildim...
Tektim...
Tek tabancaydım...Öyle yaşayabilirim sanırdım...
Bugün aynaya bakıyorum...dimdik duran bacaklarım titriyor...
güçlü olan ben değilmişim oysa ki...Sandığımın aksine dimdik duran da ben değilmişim...
Ben aslında çok güçlü bir babanın, zavallı çelimsiz kızıymışım...
Ben aslında dimdik durmuyor,dimdik duran bir adama yaslanıyormuşum...
Şimdi o sarsıldıkça,ben sarsılıyorum...
29.03.2013
Hayatımda ilk defa yazamıyorum...
Konuşmak istediğim,anlatmak istediğim onca şey varken,kafamı bir türlü toplayıp yazamıyorum...
Düşüncelerim boğazımda düğümleniyor,dillendirmeye çalışmak namümkün görünüyor....
Korkularım,kaygılarım had safhada...
Çocukluğu huzurlu geçmiş bir insan için şu an yaşadıklarım oldukça fazla...
Bugüne kadar hiç bir şeyi kaybetmekten korkmamıştım...Kaybettiğim hiç bir şeyin yasını tutmamıştım...
Yitirdiğim her şeyin yerine mutlaka bir şeyler koymayı başarmış,yoluma kaldığım yerden neşeyle devam edebilmiştim...
Güçlü olduğumu sanırdım...
Zayıf insanlara acırdım...Her insanın zayıflıklarını izler,onların zayıflıklarından ben nefret eder,yeri geldiğinde en zayıf yanlarından saldırırdım...
hiç bir zayıf noktam yok sanırdım...
Bencildim...
Tektim...
Tek tabancaydım...Öyle yaşayabilirim sanırdım...
Bugün aynaya bakıyorum...dimdik duran bacaklarım titriyor...
güçlü olan ben değilmişim oysa ki...Sandığımın aksine dimdik duran da ben değilmişim...
Ben aslında çok güçlü bir babanın, zavallı çelimsiz kızıymışım...
Ben aslında dimdik durmuyor,dimdik duran bir adama yaslanıyormuşum...
Şimdi o sarsıldıkça,ben sarsılıyorum...
babam
Bu sabah rüyama geldin babam...
Nasıl öptüm,öptüm,kokladım seni...
Nasıl özlemişim...uyanmak istemedim...
Seni bırakmak istemedim...
Hem annemle kardeşimde vardı rüyamda...
Hani deselerdi ki...Bü rüyada kal...Bırak Dünya'yı...
Bırakırdım...
Sonsuza kadar seninle o rüyada kalmaya razıydım...
Babam bu boşluk nasıl dolacak...İçimde kocaman bir boşluk...Hiç bir şey dolduramıyor..Hiç bir şey avutamıyor...
Keşke bizi bu kadar sevmeseymişsin,keşke bu kadar sevdirmeseymişsin...
Bu kadar 'olmazsa olmazımız' olmasaymışsın...
Aldığım her nefes haram gibi...
Yediğim yemekler...
Gittiğim yerler...
Hani bi yerlerde bir şey unutursun,ya da yapman gereken bir şeyi yapmazsında içinde bir huzursuzluk olur ya...İşte öyle bir huzursuzluk hali...
Nasıl öptüm,öptüm,kokladım seni...
Nasıl özlemişim...uyanmak istemedim...
Seni bırakmak istemedim...
Hem annemle kardeşimde vardı rüyamda...
Hani deselerdi ki...Bü rüyada kal...Bırak Dünya'yı...
Bırakırdım...
Sonsuza kadar seninle o rüyada kalmaya razıydım...
Babam bu boşluk nasıl dolacak...İçimde kocaman bir boşluk...Hiç bir şey dolduramıyor..Hiç bir şey avutamıyor...
Keşke bizi bu kadar sevmeseymişsin,keşke bu kadar sevdirmeseymişsin...
Bu kadar 'olmazsa olmazımız' olmasaymışsın...
Aldığım her nefes haram gibi...
Yediğim yemekler...
Gittiğim yerler...
Hani bi yerlerde bir şey unutursun,ya da yapman gereken bir şeyi yapmazsında içinde bir huzursuzluk olur ya...İşte öyle bir huzursuzluk hali...
babam
Babacım...
Zaman geçiyor...
Hafifledi mi acın dersen...
Yok biraz olsun hafiflemiyor...
Özlemin arttıkça daha da dayanılmaz oluyor...
Pijamana sarılıp yatıyorum sen gittiğinden beri...
Hani ilk girdiğin yoğum bakımda parçalayarak kestikleri var ya...
İşte ona...
Gözümün önünde hep hastanedeki hallerin...
Hep o mücadelen...
Hep hayata tutunma isteğin...
Onları hatırladıkça büyüyor içimdeki kızgınlık...
Haksızlık diyorum...
O kahpe hastalığın seni yenmesini sindiremiyorum...
Annemle senin belki minicik de olsa bizim...ailemizin bu mücadelesine,onca duaya,onca emeğe,onca direnmeye...
Çektiğin tüm acılara rağmen hiç gitmeyen gülümsemene...
En karamsar günlerinde bile bize verdiğin morale...
O hep dimdik olan duruşuna...
Hastalığınla dalga geçebilmene...
Hastayken bile bizim için ağlayabilmene...
Hep bizimle eşinle evlatlarınla olma isteğine...
Kusacağını bile bile sırf iyi gelecek diye yiyebildiğin kadar yediğin her lokmaya...
Her gün başka bir yan etkisini çektiğin halde hiç itiraz etmeden aldığın her bir ilaca...
inancımıza
umutlarıma...
Zaman geçiyor...
Hafifledi mi acın dersen...
Yok biraz olsun hafiflemiyor...
Özlemin arttıkça daha da dayanılmaz oluyor...
Pijamana sarılıp yatıyorum sen gittiğinden beri...
Hani ilk girdiğin yoğum bakımda parçalayarak kestikleri var ya...
İşte ona...
Gözümün önünde hep hastanedeki hallerin...
Hep o mücadelen...
Hep hayata tutunma isteğin...
Onları hatırladıkça büyüyor içimdeki kızgınlık...
Haksızlık diyorum...
O kahpe hastalığın seni yenmesini sindiremiyorum...
Annemle senin belki minicik de olsa bizim...ailemizin bu mücadelesine,onca duaya,onca emeğe,onca direnmeye...
Çektiğin tüm acılara rağmen hiç gitmeyen gülümsemene...
En karamsar günlerinde bile bize verdiğin morale...
O hep dimdik olan duruşuna...
Hastalığınla dalga geçebilmene...
Hastayken bile bizim için ağlayabilmene...
Hep bizimle eşinle evlatlarınla olma isteğine...
Kusacağını bile bile sırf iyi gelecek diye yiyebildiğin kadar yediğin her lokmaya...
Her gün başka bir yan etkisini çektiğin halde hiç itiraz etmeden aldığın her bir ilaca...
inancımıza
umutlarıma...
babam...
Çok özledim...
Seni düşünmediğim bir tek anım bile yok...
Yediğim her lokma hala haram...
gözümün önünde hep hastane yatağındaki halin...
Elimizden hiçbirşey gelmeyişi...
Önümüzde adım adım erimen...
Haksızlık bu...
İsyan ediyorum evet!
Çok özlüyorum çünkü...
Çok erken...
Yazın iyi olacaksın demiştim sana...
Söz vermiştim...
Sana verip tutamadığım sözlerin yanına sakladım onuda...
İyi olacaktın...
Yazlığa gidecektin...
Havuz başında sen arkdaşlarınla tavla oynayacaktın...
biz hepimiz gözümüzün ucuyla seni takip edecektik yine...
Güneş geliyor mu sana diye...
suyunu içiyor musun diye...
Yoruldun mu diye...
Atışacaktın milletle...
İddialara girecektin...
Güldürecektin bizi hasta halini unutup...
içimde bıraktığın boşluk öylesine büyük ki...
hiçbirşeyle dolduramıyorum yerini...
Seni düşünmediğim bir tek anım bile yok...
Yediğim her lokma hala haram...
gözümün önünde hep hastane yatağındaki halin...
Elimizden hiçbirşey gelmeyişi...
Önümüzde adım adım erimen...
Haksızlık bu...
İsyan ediyorum evet!
Çok özlüyorum çünkü...
Çok erken...
Yazın iyi olacaksın demiştim sana...
Söz vermiştim...
Sana verip tutamadığım sözlerin yanına sakladım onuda...
İyi olacaktın...
Yazlığa gidecektin...
Havuz başında sen arkdaşlarınla tavla oynayacaktın...
biz hepimiz gözümüzün ucuyla seni takip edecektik yine...
Güneş geliyor mu sana diye...
suyunu içiyor musun diye...
Yoruldun mu diye...
Atışacaktın milletle...
İddialara girecektin...
Güldürecektin bizi hasta halini unutup...
içimde bıraktığın boşluk öylesine büyük ki...
hiçbirşeyle dolduramıyorum yerini...
12 Eylül 2013 Perşembe
babam...
Yazmaya başlayıp, gözyaşlarım nedeniyle yarım kalan 100. gönderi bu...
bunu tamamlayabilir miyim bilmiyorum. O gücü kendimde bulabilir miyim?
Sen gideli 5 ay 14 gün oldu babam...
İçimde ki özlem ve boşluk hissi her geçen gün artıyor...
Zaman, ilaçtır dediler ama benim zehirim oldu...
Artık dayanamıyorum...
Olmadığına seni bir daha göremeyeceğime hala inanamıyorum...
Kabullenemiyorum...
Yazlığa her gidişimde seni görme ümidimi...
Annemlere her gidişimde koltukta oturduğunu görme ümidimi...
Hiç kaybetmiyorum...
Acım, özlemim, kırgınlığım, kızgınlığım her gün daha da büyüyor...
Bazen hiç kimseye tahammül edemiyorum...
Bütün bir gün boyunca ağzımı açıp konuşmak bile istemiyorum, bazen içim katılana kadar ağlıyorum bazen ağlamak istemiyorum...
Hala pijamana sarılıp yatıyorum, sen kokmuyorsun ama sanki sen oluyorsun...
Arada bir rüyama geliyorsun, seni öpmediğim rüyalar için kendimden nefret ediyorum...Oradaydı neden öpmedin onu diye...
Sana çok ihtiyacım var...
Sanma ki bir sıkıntım ,eksiğim var,
Herşeyim tastamam bir sen yoksun...
Yalnızca varlığına ihtiyacım var... kokuna, sesine, kahkahana, bana sarılmana, sohbetine, tartışmalarımıza, çocukluğunu anlatırken gözlerinde gördüğüm o çocuğa, mücadeleni anlatırken gözlerinde gördüğüm o kahramana, babanı anlatırken gözlerinde gördüğüm o kırılganlığa...
Sana ihtiyacım var.
İhtiyacımız var...
ahh be babam bu özlemle nasıl yaşanır ki...
bu acı nasıl taşınır
canım böylesine yandığında hep sana koştum ben...
acıtanı hep sana şikayet ettim
hep sana sığındım...
şimdi acım sensin...
ve sen yoksun!
bunu tamamlayabilir miyim bilmiyorum. O gücü kendimde bulabilir miyim?
Sen gideli 5 ay 14 gün oldu babam...
İçimde ki özlem ve boşluk hissi her geçen gün artıyor...
Zaman, ilaçtır dediler ama benim zehirim oldu...
Artık dayanamıyorum...
Olmadığına seni bir daha göremeyeceğime hala inanamıyorum...
Kabullenemiyorum...
Yazlığa her gidişimde seni görme ümidimi...
Annemlere her gidişimde koltukta oturduğunu görme ümidimi...
Hiç kaybetmiyorum...
Acım, özlemim, kırgınlığım, kızgınlığım her gün daha da büyüyor...
Bazen hiç kimseye tahammül edemiyorum...
Bütün bir gün boyunca ağzımı açıp konuşmak bile istemiyorum, bazen içim katılana kadar ağlıyorum bazen ağlamak istemiyorum...
Hala pijamana sarılıp yatıyorum, sen kokmuyorsun ama sanki sen oluyorsun...
Arada bir rüyama geliyorsun, seni öpmediğim rüyalar için kendimden nefret ediyorum...Oradaydı neden öpmedin onu diye...
Sana çok ihtiyacım var...
Sanma ki bir sıkıntım ,eksiğim var,
Herşeyim tastamam bir sen yoksun...
Yalnızca varlığına ihtiyacım var... kokuna, sesine, kahkahana, bana sarılmana, sohbetine, tartışmalarımıza, çocukluğunu anlatırken gözlerinde gördüğüm o çocuğa, mücadeleni anlatırken gözlerinde gördüğüm o kahramana, babanı anlatırken gözlerinde gördüğüm o kırılganlığa...
Sana ihtiyacım var.
İhtiyacımız var...
ahh be babam bu özlemle nasıl yaşanır ki...
bu acı nasıl taşınır
canım böylesine yandığında hep sana koştum ben...
acıtanı hep sana şikayet ettim
hep sana sığındım...
şimdi acım sensin...
ve sen yoksun!
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Günaydın Babişkom...
Evet hala uykucuyum...
Hala her sabah işe geç kalıyorum...
Senin tabirinle 'geceleri yatmak bilmeyip,sabahları kalkmak bilmiyorum'...
Senin öğle yemeği saatinde ben hala kahvaltımı yapıyorum...
evet hala senin tam da aksine ben düzenli hayatı sevmiyorum...
Hala arabamı deli gibi kullanıyorum,hele bu aralar kafamda bozuk...
Ayağımı gazdan çekmiyorum...
Hala müziğin sesini sonuna kadar açıp,öyle dinliyorum...
Hala sevmediklerime deli gibi surat asıyorum...
Hala çikolatanın içine düşüyorum...
Annemin dolabını karıştırıp,onun en sevdiği bluzları izinsiz giyiyorum...
Ben değişmedim,hayat değişmedi...
Sen olmayınca da hayat devam ediyor işte...
ama kocaman bir eksikle...
Bugün kötüyüm gene...
Sabah gözümü senin özleminle açtım...
Herkese çatıyorum...
Önüme gelene sövüyorum...
Baya baya küfürbaz oldum sanki...Ve birazda acımasız...
Seninle konuşmaya ihtiyacım var, sesini duymaya ihtiyacım var...
Şöyle senin huzurlu göğsüne yaslanıp,nefeslenmeye ihtiyacım var...
Rüyama da gelmiyorsun kaç zamandır...
Her rüyama geldiğinde bir fırsatını bulup sımsıkı sarılıyorum sana...
Bari gel de orada sarılayım...
Annemin doğum gününü kutladık geçen pazar...
Yokluğunu hissettirmemek için çok çabaladık...
Olmadı tabi...
Olur mu?
Senin yerin doldurulur mu...
Karşı komşular senin yerine kapısında çiçekle uyandırdılar annemi...
Doğuş çok güzel bir kartla çiçek yolladı eve,senin hep yaptığın gibi...
Ben bütün sülaleyi toplayıp,polonezköy'de doğum günü organize ettim...
Oraya gitmeden ailecek yanına geldik...
Anneannem,teyzem,yengem,dayım,annem,ben,serkan...
Hala seni bir daha göremeyecek olmama inanamıyorum...
Sesini duyamayacak olmama...
Senin Fenerbahçe maçlarını izleyemeyecek olmana...
İzlediğimiz bütün dizileri eleştiremeyecek olmana...
Yazlıktaki her eğlence gecesinde eline mikrofonu alıp,dönülmez akşamın ufkundayız diye başlayamayacak olmana...
Bizi her pazar bıkmadan usanmadan gezdiremeyecek olmana...
Senin bu dünya'da olmadığına...
Nefes almadığına...
Çok özlüyorum babam...Çok...
26 Nisan 2013 Cuma
Babişkom...
Sen gideli...26 gün oldu...
31 yıldır ilk kez 26 gün boyunca duymadım sesini...
Naber nugu diye aramadın beni...
Telefonu kapatırken abartılı 'muuaahh' larımızı yapamadık...
31 yıldır ilk kez birini özlemenin ne demek olduğunu anladım...
Burnumun direği sızlıyor lafının gerçek olduğunu...
İnsanın ciğerine ateş düşebildiğini...
aklını kaybetmeye ne kadar yakın olduğunu...
Hepsini ama hepsini ve hatta daha nicesini şu 26 günde öğrendim...
Sensiz hayat devam ediyor maalesef...
vicdan azaplarıyla da olsa...
Yiyoruz,içiyoruz,geziyoruz,uyuyoruz ve hatta gülüyoruz...
Sık sık ziyaretine geliyoruz...İçimden de olsa seninle sohbet ediyorum...Umarım duyuyorsundur beni...
Hala eve ilk girişimde,senin koltuğuna bakıyor gözlerim...
Anlamsız bir umutla,seni orada görebilmeyi bekliyor...
Sanki bir yere gitmişsin gibi...
Sanki hiç beklemediğim bir anda dönecekmişsin gibi...
İnsan babasız olur mu be babişkom...Sırtını dayadığı dağ,başını yasladığı göğüs olmadan olur mu...
Annem çok kötü...Çok özlüyor seni...Onu hiçbir şeyle avutamıyoruz...En kötüsü de o...Biliyoruz senin yerini hiçbir şey dolduramaz...Hiç bir şey artık bizi tam anlamıyla mutlu edemez...Hiçbir şeye tam anlamıyla sevinemeyiz,eskisi gibi içten kahkahalar atamayız...
Ama yaşamaya mecburuz...Kaldığımız yerden devam etmeye mecburuz işte...Biliyorum sende bunu isterdin...Bizi hep çok güçlü görmek istemez miydin...
Bazen düşünüyorum da sen aslında gerçek olamayacak kadar kusursuz bir babaydın...Bize Allah'ın gönderdiği en büyük lütuftun...
Kendimce kıymetini hep bildim...ama sana hissetirebildim mi...İşte en büyük azabım o...Gece uykularımdan uyandıran o...Yediğim her lokmayı boğazıma dizen o...
Dün gece Fenerbahçe'n...Uefa kupası yarı final maçına çıktı...Nağmalup Benfica'yı evimizde 1-0 yendi...Keşke sende görebilseydin dün sarı kanarya nasıl mücadele etti...Keşke maç sonunda yine arayabilseydim seni...
Sen yine bana gel maçı beraber izleyelim deseydin de ben bu sefer,tribünle izlemek yerine eskisi gibi yine seninle izleseydim...
Eskisi gibi gole sevinirken birbirimizin gözüne parmaklarımızı soksaydık,sakatlansaydık...Koridor boyu koşup annemi kızdırsaydık...
Sen yoktun ya ben senin yerine de bağırdım dün,senin yerine de küfür ettim,senin yerine de tezahürat ettim,gol atınca senin yerine de sevindim...
Yani uzun lafın kısası
Seni çok özlüyorum babacım...kelimelerle anlatamayacağım kadar çok...
Sen gideli...26 gün oldu...
31 yıldır ilk kez 26 gün boyunca duymadım sesini...
Naber nugu diye aramadın beni...
Telefonu kapatırken abartılı 'muuaahh' larımızı yapamadık...
31 yıldır ilk kez birini özlemenin ne demek olduğunu anladım...
Burnumun direği sızlıyor lafının gerçek olduğunu...
İnsanın ciğerine ateş düşebildiğini...
aklını kaybetmeye ne kadar yakın olduğunu...
Hepsini ama hepsini ve hatta daha nicesini şu 26 günde öğrendim...
Sensiz hayat devam ediyor maalesef...
vicdan azaplarıyla da olsa...
Yiyoruz,içiyoruz,geziyoruz,uyuyoruz ve hatta gülüyoruz...
Sık sık ziyaretine geliyoruz...İçimden de olsa seninle sohbet ediyorum...Umarım duyuyorsundur beni...
Hala eve ilk girişimde,senin koltuğuna bakıyor gözlerim...
Anlamsız bir umutla,seni orada görebilmeyi bekliyor...
Sanki bir yere gitmişsin gibi...
Sanki hiç beklemediğim bir anda dönecekmişsin gibi...
İnsan babasız olur mu be babişkom...Sırtını dayadığı dağ,başını yasladığı göğüs olmadan olur mu...
Annem çok kötü...Çok özlüyor seni...Onu hiçbir şeyle avutamıyoruz...En kötüsü de o...Biliyoruz senin yerini hiçbir şey dolduramaz...Hiç bir şey artık bizi tam anlamıyla mutlu edemez...Hiçbir şeye tam anlamıyla sevinemeyiz,eskisi gibi içten kahkahalar atamayız...
Ama yaşamaya mecburuz...Kaldığımız yerden devam etmeye mecburuz işte...Biliyorum sende bunu isterdin...Bizi hep çok güçlü görmek istemez miydin...
Bazen düşünüyorum da sen aslında gerçek olamayacak kadar kusursuz bir babaydın...Bize Allah'ın gönderdiği en büyük lütuftun...
Kendimce kıymetini hep bildim...ama sana hissetirebildim mi...İşte en büyük azabım o...Gece uykularımdan uyandıran o...Yediğim her lokmayı boğazıma dizen o...
Dün gece Fenerbahçe'n...Uefa kupası yarı final maçına çıktı...Nağmalup Benfica'yı evimizde 1-0 yendi...Keşke sende görebilseydin dün sarı kanarya nasıl mücadele etti...Keşke maç sonunda yine arayabilseydim seni...
Sen yine bana gel maçı beraber izleyelim deseydin de ben bu sefer,tribünle izlemek yerine eskisi gibi yine seninle izleseydim...
Eskisi gibi gole sevinirken birbirimizin gözüne parmaklarımızı soksaydık,sakatlansaydık...Koridor boyu koşup annemi kızdırsaydık...
Sen yoktun ya ben senin yerine de bağırdım dün,senin yerine de küfür ettim,senin yerine de tezahürat ettim,gol atınca senin yerine de sevindim...
Yani uzun lafın kısası
Seni çok özlüyorum babacım...kelimelerle anlatamayacağım kadar çok...
18 Nisan 2013 Perşembe
Babam...
Canım babam...
18 gün oldu...
Hayatımıza devam ediyoruz...
Ama hep bir yanımız eksik...
Her gülüşün içinde müthiş bir sızı da saklanıyor...
İnsan olmak, en büyük sınav...
Bu acıyla nasıl baş edebildiğimize bazen ben bile şaşırıyorum...
Özlemim her geçen gün artıyor...
Yokluğunun gerçekliği,her geçen gün daha dayanılmaz bir hal alıyor...
Hep seni düşünüyorum,tv izlerken,oyun oynarken,çalışırken,uyumadan önce,uyanır uyanmaz...
Sanki ben seni düşünmeyi bırakırsam,sen o gün gerçekten ölecekmişsin gibi geliyor...
Ben hep seni düşündükçe sanki sen hala benimleymişsin gibi geliyor...
Yalnız kaldığım her an,senden bir işaret arıyorum etrafta...
Hadi babacım,gel bak kimse yok diyorum...Gel sarıl bana kimseye söylemem söz diyorum...
Arıyorum arıyorum...bulamıyorum...
Bekliyorum bekliyorum...gelmiyorsun...
Sonra aniden sanki biri ciğerlerime,kor demirle saldırmış gibi,canım yanıyor...
Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum...
Belki diyorum...yine ağlamama dayanamaz...gelir...
Gelmiyorsun...
Çok özlüyorum babam...
Burnumun direği sızlıyor...O toprağı kazıp,sıkı sıkı sarılmak istiyorum sana,bana bir defacık sarıl istiyorum...
Geçicek bu acı kızım de...
Kavuşucaz de...
Bişey de bana babam...
Nolur dayanabilmem için bişey de...
Canım babam...
18 gün oldu...
Hayatımıza devam ediyoruz...
Ama hep bir yanımız eksik...
Her gülüşün içinde müthiş bir sızı da saklanıyor...
İnsan olmak, en büyük sınav...
Bu acıyla nasıl baş edebildiğimize bazen ben bile şaşırıyorum...
Özlemim her geçen gün artıyor...
Yokluğunun gerçekliği,her geçen gün daha dayanılmaz bir hal alıyor...
Hep seni düşünüyorum,tv izlerken,oyun oynarken,çalışırken,uyumadan önce,uyanır uyanmaz...
Sanki ben seni düşünmeyi bırakırsam,sen o gün gerçekten ölecekmişsin gibi geliyor...
Ben hep seni düşündükçe sanki sen hala benimleymişsin gibi geliyor...
Yalnız kaldığım her an,senden bir işaret arıyorum etrafta...
Hadi babacım,gel bak kimse yok diyorum...Gel sarıl bana kimseye söylemem söz diyorum...
Arıyorum arıyorum...bulamıyorum...
Bekliyorum bekliyorum...gelmiyorsun...
Sonra aniden sanki biri ciğerlerime,kor demirle saldırmış gibi,canım yanıyor...
Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum...
Belki diyorum...yine ağlamama dayanamaz...gelir...
Gelmiyorsun...
Çok özlüyorum babam...
Burnumun direği sızlıyor...O toprağı kazıp,sıkı sıkı sarılmak istiyorum sana,bana bir defacık sarıl istiyorum...
Geçicek bu acı kızım de...
Kavuşucaz de...
Bişey de bana babam...
Nolur dayanabilmem için bişey de...
Babacım...
Sen gideli 12 gün oldu bile...
Yaram hala taptaze...
Bir gülüş,bir anı,bir ceket,bir mendil,bir kumanda...
aniden kanatıyor yaramı...
Sen ölene kadar hiç yanmamış benim canım...
Hiç gerçekten üzülmemişim...
Akıttığım her damla göz yaşı boşunaymış...
Şımarıklıkmış...
Şimdi acıyan canım,akan gözyaşlarım...
Öyle gerçek ve öyle dayanılmaz...
Yeni yeni resimlerine bakabilmeye başladım,dün gece annem uyuduktan sonra bilgisayarında videolarını izledim...O gülüşünü bir kez daha görebilmek için sahip olduğum her şeyden vazgeçebilirim...
Ardından yazdığım ilk mektuptan sonra rüyama girdin,dileğim de ki gibi başımı göğsüne yasladın,sımsıkı sarıldın...Kokunu doya doya içime çektim...
Sağlıklıydın...Dilek apartmanında gördüm ikimizi...O capcanlı,dimdik hep neşeli halinle...
Sen hastayken en çok senin o hallerini hatırlayamayacak olmamdan korkuyordum...Sen öldüğünde en çok yalnızca kefenli halini hatırlamaktan korkuyordum...
ama sen bütün korkularımı bilmişsin gibi...
en genç en yakışıklı en sağlıklı en neşeli ve en inatçı halinle girdin rüyama...
Hastalandığından beri hasret kaldığım o sımsıkı sarılmanla...
Çok özlüyorum babacım seni...Bazen dayanamayacak gibi oluyorum...
Sen gideli 12 gün oldu bile...
Yaram hala taptaze...
Bir gülüş,bir anı,bir ceket,bir mendil,bir kumanda...
aniden kanatıyor yaramı...
Sen ölene kadar hiç yanmamış benim canım...
Hiç gerçekten üzülmemişim...
Akıttığım her damla göz yaşı boşunaymış...
Şımarıklıkmış...
Şimdi acıyan canım,akan gözyaşlarım...
Öyle gerçek ve öyle dayanılmaz...
Yeni yeni resimlerine bakabilmeye başladım,dün gece annem uyuduktan sonra bilgisayarında videolarını izledim...O gülüşünü bir kez daha görebilmek için sahip olduğum her şeyden vazgeçebilirim...
Ardından yazdığım ilk mektuptan sonra rüyama girdin,dileğim de ki gibi başımı göğsüne yasladın,sımsıkı sarıldın...Kokunu doya doya içime çektim...
Sağlıklıydın...Dilek apartmanında gördüm ikimizi...O capcanlı,dimdik hep neşeli halinle...
Sen hastayken en çok senin o hallerini hatırlayamayacak olmamdan korkuyordum...Sen öldüğünde en çok yalnızca kefenli halini hatırlamaktan korkuyordum...
ama sen bütün korkularımı bilmişsin gibi...
en genç en yakışıklı en sağlıklı en neşeli ve en inatçı halinle girdin rüyama...
Hastalandığından beri hasret kaldığım o sımsıkı sarılmanla...
Çok özlüyorum babacım seni...Bazen dayanamayacak gibi oluyorum...
8 Nisan 2013 Pazartesi
babam...
Ve gittin...
İçimi bomboş bırakarak...
Kolumu kanadımı kırarak...
Ciğerime bir yangın bırakarak...
Aldığım her nefesi haram saydırarak...
İçtiğim her yudumu boğazımda düğümleyerek...
Çok özledim be babam...
Şimdiden çok özledim...
Öyle çok acıyor ki canım...
Başımı göğsüne yaslamadan dinmeyecek...
Sen saçımı okşamadan bitmeyecek...
Yerini hiçbirşey doldurmayacak...
Bize herşeyi öğrettin de,
Sensiz nasıl yaşarız öğretmedin...
Öğretmeden terk edip gittin...
Elimden gelmedi babam...
Gelseydi eğer Allah şahidim ki verirdim canımı...
Göğsümü parçalar ciğerimi,yüreğimi verirdim sana...
Gittiğinde bile hasrettim sana...
Öpemeden,sarılamadan,koklayamadan gittin...
Son kez gözüme bile bakamadan gittin...
Ayaklarının altını öpemeden gittin...
Cenazeni görebilseydin keşke...
Öyle kalabalıktı ki...
Tam senin istediğin gibi...
Herkes geldi...
Konya'dan,Ankara'dan,İzmit'ten,Tekirdağ'dan...
Herkes geldi...
Herkes ardından gözyaşı döktü...
Herkes bize 'biz varız' dedi...
Dedi demesine de sen yoksun ki babam...
Öyle çaresizim ki...
Kabristana geliyoruz her gün...
Her Allah'ın günü o toprağı tırnaklarımla kazıyıp,seni çıkarmak istiyorum...
Seni de alıp evimize gitmek istiyorum...
O eve girmek,o kapıdan kafamı içeri soktuğumda koltuğunu boş görmek...
Bu nasıl bir acı anlatmak mümkün değil...
Tarifi yok...
Belki biraz kor kömür yutmak...
Belki canlı canlı organlarını parçalamak...
Öyle bir acı işte...
Dinmiyor...
Bitmiyor...
Herkes zaman diyor...
Zamanla küllenecek diyor...
Ama ben her sabah daha büyük bir acıyla uyanıyorum...,
Her sabah mideme oturan sancılarla uyanıyorum...
Her sabah gerçek olduğuyla tekrar tekrar yüzleşiyorum...
Pişmanlıklarla doluyum...
Vizcan azabları kemiriyor ciğerimi...
İyi bir evlat olabildim mi...
Ömrünü bize adamış bir adamın kızına yakışır yaşadım mı...
İçimi bomboş bırakarak...
Kolumu kanadımı kırarak...
Ciğerime bir yangın bırakarak...
Aldığım her nefesi haram saydırarak...
İçtiğim her yudumu boğazımda düğümleyerek...
Çok özledim be babam...
Şimdiden çok özledim...
Öyle çok acıyor ki canım...
Başımı göğsüne yaslamadan dinmeyecek...
Sen saçımı okşamadan bitmeyecek...
Yerini hiçbirşey doldurmayacak...
Bize herşeyi öğrettin de,
Sensiz nasıl yaşarız öğretmedin...
Öğretmeden terk edip gittin...
Elimden gelmedi babam...
Gelseydi eğer Allah şahidim ki verirdim canımı...
Göğsümü parçalar ciğerimi,yüreğimi verirdim sana...
Gittiğinde bile hasrettim sana...
Öpemeden,sarılamadan,koklayamadan gittin...
Son kez gözüme bile bakamadan gittin...
Ayaklarının altını öpemeden gittin...
Cenazeni görebilseydin keşke...
Öyle kalabalıktı ki...
Tam senin istediğin gibi...
Herkes geldi...
Konya'dan,Ankara'dan,İzmit'ten,Tekirdağ'dan...
Herkes geldi...
Herkes ardından gözyaşı döktü...
Herkes bize 'biz varız' dedi...
Dedi demesine de sen yoksun ki babam...
Öyle çaresizim ki...
Kabristana geliyoruz her gün...
Her Allah'ın günü o toprağı tırnaklarımla kazıyıp,seni çıkarmak istiyorum...
Seni de alıp evimize gitmek istiyorum...
O eve girmek,o kapıdan kafamı içeri soktuğumda koltuğunu boş görmek...
Bu nasıl bir acı anlatmak mümkün değil...
Tarifi yok...
Belki biraz kor kömür yutmak...
Belki canlı canlı organlarını parçalamak...
Öyle bir acı işte...
Dinmiyor...
Bitmiyor...
Herkes zaman diyor...
Zamanla küllenecek diyor...
Ama ben her sabah daha büyük bir acıyla uyanıyorum...,
Her sabah mideme oturan sancılarla uyanıyorum...
Her sabah gerçek olduğuyla tekrar tekrar yüzleşiyorum...
Pişmanlıklarla doluyum...
Vizcan azabları kemiriyor ciğerimi...
İyi bir evlat olabildim mi...
Ömrünü bize adamış bir adamın kızına yakışır yaşadım mı...
22 Şubat 2013 Cuma
babam...
Babam...
seninle uzun uzun oturup konuşamayalı ne kadar çok zaman oldu...kim bilir?
sen şimdi yine hastane yatağındasın,uyur uyanık...
halsiz,yorgun...
bazen sen uyurken seni izliyorum...
ve fark ediyorum ki...
kaç yaşıma gelirsem geleyim...
huzur bulduğum tek yer...
senin yanın...
hala dünyanın en güvenli yeri,senin kolların...
sarılamıyorum sana uzunca bir süredir...
beni sarıp sarmaladığın güçlü kollarını hissedemiyorum...
çok zor be babam...
bunu kabullenmek öyle zor ki...
santimlerce uzağımda yatarken,sana dokunamamak öyle zor ki...
büyüdük artık...
o hiç büyümez sandığın kızın bile büyüdü işte...
uslanmaz,akıllanmaz sandığın...
dik başlı,inatçı,asi,hoyrat kızın büyüdü...
ama hala öyle ihtiyacım var ki sana...
hatta asıl şimdi ihtiyacım var babam...
çünkü herşeyi bildiğimi sandığım yaşlarım geçti...artık aslında hiçbirşey bilmediğimin farkındayım...
okumakla,izlemekle görmekle öğrenilmediğini öğrendim,senin deneyimlerine güvenebileceğimi bildiğim yaşlarımdayım...
dünyayı ve herkesi değiştirme çabam bitti,herşeyi herkesi olduğu gibi kabul etme yaşlarımdayım...
gençlik,ergenlik sırlarım bitti...en büyük hatanın bile telafisinin olduğunu öğrendiğim yaşlarımdayım...
ne hata yaparsam yapayım,beni tek affedecek,tek sahiplenecek ve benden tek vazgeçmeyecek insanların siz olduğunuzu anladığım yaşlarımdayım.
okulda,dershanede,mahallede,yazlıkta orada burada bulduğum arkadaşların hepsinden günün birinde vazgeçebileceğimi ama sizden asla vazgeçemeyeceğimi öğrendiğim yaşlarımdayım...
belki hiç anlamadığım kadar değerinizi anladığım yaşlarımdayım...
8 Aralık 2012 Cumartesi
Evlilik üzerine...
Evvett sevgili blog...
Evlendik evleniyoruz ha şu gün ha bu gün derken...Vuslata erdi zat-ı muhterem yazarın...
Evlilik nasıl bişey dersen...
Doğru insanla dünyanın en güzel şeyi diyebilirim...
Peki bu süreç nasıldı dersen... Al sana 1.basamak....
Nişanlılık süreci stresli mi...Evet çok stresli...Hayatına sevdiğinle birlikte bir sürü yeni birey katılıveriyor nişanlandığın anda,sevgilinin annesi babası kardeşi hatta teyzesi dayısı,halası...
Belki daha kendi aile bireylerine tam alışamamışken,yepyeni insanlar katıveriyorsun hayatının tam da içine,merkezine...
Sevdiğin adamın ailesini sevebilmen önemli...Yoksa işin zor...benden söylemesi...
Biz ne kadar modern birer aile olsak da ...Alışılagelmiş geleneklerimiz var bizim de...Örneğin sevgilinin annesine 'anne' babasına 'baba' demek gibi...
Herşekilde onlara kendi ailemize gösterdiğimiz saygıyı göstermek gibi...
Ben sevgilinin ailesini tanıdığım günden itibaren çok sevdim,çok yakın hissettim....Bu konuda fazlasıyla şanslıyım...Benzer ailelere sahibiz...Aynı mutfak kültürü,aynı aile düzeni,aynı kurallar aynı serbestlikler,aynı inançlar...
Bence mutlu bir evliliğin en önemli gerekliliklerinden biri de,yakın kültürlere sahip olmak...Her ne kadar insana farklılıklar cazip gelse de zamanla yorucu olmaya başlıyor benden söylemesi....Zamanında denedim,yaşadım,gördüm...Evlilik flört etmek kadar naif değil maalesef...
Sürekli olarak sabır göstermek,uyumlu olmaya çalışmak mümkün olmuyor...O nedenle işin formulü ; minimum ödün maksimum mutluluk bence...
Ne kadar yakın düşüncelere ve yaşam düzenine sahip olunursa,iş o kadar kolaylaşıyor...
Evet ödün vermemek gerek ama asla bencil ve anlayışsız da olmamak gerek...Eğer süt liman bir evlilik isteniyorsa....
Nişanlılık sürecine geri dönersek eğer,maddi ve manevi yaptırımları olan bir dönem...Herkesin akıl verdiği,fikir sunduğu ve talepkar olduğu bir dönem...
Örneğin mobilya seçerken yaşadığımız en komik ve tartışmalı anlar,Annelerin her koltuk ve yatağın altına baza istemesi,bizimse konfor ve görünüm açısından baza istemememizdi...
O renk olmaz toz gösterir,bu şekil olmaz altı silinemez öyle olmaz böyle olmaz ,uzayıp giden anne deneyimleri silsilesi...
Çözüm haklısın annecim deyip,mobilyacıyı tenhada kıstırıp kendi bildiğimizi yaptırmak oldu :)
Sonra nikah kutlaması kısmı...
Biz sevgiliyle sade ve yakın arkadaşlar ve akrabalarımızla birlikte yalnızca eğlenceye dayanan bir kutlama isterken,iki ailede eşin dostun olduğu büyük bir düğün istedi...
Elbette onlarda kendi arkadaşlarını,iş çevresinden yakınlarını vs çağırmak istediler ancak biz en güzel günümüzü öpücük makinesine dönüşmeden bol bol dans edip,içip eğlenerek geçirmek istedik...
Çözüm düğün maliyetlerini abartarak nikah ve düğünü ayırıp,kişi sayısını düşürüp,bizim için gereksiz kalabalığı
nikahta eleyip,düğün yemeğini 200 kişilik yakınlarla masa dolaşmadan öpüşüp koklaşmadan,dans ederek sahneye çıkıp,dans ederek final yaparak bitirdik...
Evlenecek arkadaşlara naçizane önerim kesin ve net şudur ki;
Asla senin ailen benim ailem konusuna girmeyin,ufak ufak kabul edin ki artık iki aileniz var ve iki ailede size eşit derecede yakın ve talepkar...
Kimseyi mutlu etmek için,altından kalkamayacağınız maliyetlere girmeyin,evlendikten sonra taksit öderken,mutlu etmeyi planladığınız kişiler kendi hayatlarına dönmüş olacaklar,o borçlar size kalacak...
Düğününüzü 'eş dost ne der' başlığında planlamayın,dünyanın en güzel düğününü de yapsanız kusur bulmak isteyenler nasılsa bulacaklardır,dünyanın en kötü düğününü de yapsanız sizinle eğlenmek isteyenler,eğlenecek ve çok keyif alacaklardır...
Evlilik hazırlıkları ne kadar yorucu olursa olsun,her anın tadını çıkarmaya bakın,neticede bir daha aynı heyecanlar yaşanamayacaktır..
Evlenmeden önce bol bol kendinize ve dostlarınıza vakit ayırın,çünkü evlendikten sonra o iş o kadar kolay olamayacaktır :))
evlilik deneyimlerim devam edecek a dostlar...Daha neler var anlatılacak...
7 Aralık 2012 Cuma
hayat...
Hayat hayal etmek ve ümit etmek üzerine kurulu adeta...
Belki de ayakta kalmanın,yıkılmamanın hep mücadele edebilmenin sırrıdır bu...Hangimiz yıkılmadık bu hayatta,kim diyebilir ki altından kalkamayacağımı sandığım sıkıntı yaşamadım diye...Hangimiz bu defa tekrar ayağa kalkamam eskisi gibi mutlu olamam,bir daha öylesine içten kahkahalar atamam diye düşünmedi...
Hepimiz derin çıkmazlarda bulduk kendimizi...Belki bizim boyumuzu aşan sıkıntılar başkalarının ayak bileklerinden öteye geçmezdi...Ama bizim için derin,korkutucu ve dayanılmazdı...
Ve neticede hepimiz en büyük sıkıtıların içindeyken bile hepsinin geçeceğine ümit etmedik mi...
Herşey güzel olacak! demedik mi...
Son bir kuvvet çırpınıp,mücadele etmedik mi...
Hayat bir mücadele,en güllük gülistanlık halindeyken bile...
Anne karnından çıktığın anda başlıyor mücadelen...
Emmeye çalışıyorsun önce ,en büyük iç güdü hayatta kalma çünkü...Sonra emeklemeye, yürümeye, konuşmaya...
Okuma yazma öğrenmeye...
Meslek edinmeye...
İş bulup kendini geçindirmeye...
Bir sevgili bulmaya,ötesi yok işte sevmek bile bir mücadele...
Evlenip,barklanmaya,çoluk çocuk sahibi olmaya...
Onlara gelecek hazırlamaya...
Günü gelince yuvadan uçurmaya...
Torun torba sahibi olmaya...
Torunlarına bakmaya...
Hani doktor ilk doğduğunda popona vuruyor ya...işte o aslında mücadelenin başlama vuruşu, unutma!!!
Belki de ayakta kalmanın,yıkılmamanın hep mücadele edebilmenin sırrıdır bu...Hangimiz yıkılmadık bu hayatta,kim diyebilir ki altından kalkamayacağımı sandığım sıkıntı yaşamadım diye...Hangimiz bu defa tekrar ayağa kalkamam eskisi gibi mutlu olamam,bir daha öylesine içten kahkahalar atamam diye düşünmedi...
Hepimiz derin çıkmazlarda bulduk kendimizi...Belki bizim boyumuzu aşan sıkıntılar başkalarının ayak bileklerinden öteye geçmezdi...Ama bizim için derin,korkutucu ve dayanılmazdı...
Ve neticede hepimiz en büyük sıkıtıların içindeyken bile hepsinin geçeceğine ümit etmedik mi...
Herşey güzel olacak! demedik mi...
Son bir kuvvet çırpınıp,mücadele etmedik mi...
Hayat bir mücadele,en güllük gülistanlık halindeyken bile...
Anne karnından çıktığın anda başlıyor mücadelen...
Emmeye çalışıyorsun önce ,en büyük iç güdü hayatta kalma çünkü...Sonra emeklemeye, yürümeye, konuşmaya...
Okuma yazma öğrenmeye...
Meslek edinmeye...
İş bulup kendini geçindirmeye...
Bir sevgili bulmaya,ötesi yok işte sevmek bile bir mücadele...
Evlenip,barklanmaya,çoluk çocuk sahibi olmaya...
Onlara gelecek hazırlamaya...
Günü gelince yuvadan uçurmaya...
Torun torba sahibi olmaya...
Torunlarına bakmaya...
Hani doktor ilk doğduğunda popona vuruyor ya...işte o aslında mücadelenin başlama vuruşu, unutma!!!
29 Kasım 2012 Perşembe
babam...
Günlerdir aklım babamda...
Bu sabah uyandım...Ahmet Kaya'dan şarkılar mırıldanıyorum...Bir an önce ofise gelip,Fizy'den Ahmet Kaya şarkıları dinlemek istiyorum...
Ben babamı ne zaman özlesem,ben babama ne zaman kıyamasam ne zaman onunla ilgili bir burukluk olsa içimde Ahmet Kaya dinlemem gerekir adeta...
Belki onun Ahmet Kaya'yı çok sevmesindendir,belki bana Ahmet Kaya şarkılarını sevdiren babam olduğu içindir, belki de babamın gençlik yıllarını gözümde canlandırdığımda ;babamın bizi anadolu kavağına balık yemeye götürdüğü pazarlardan birinde onu keyifle arabasını kullanırken hep Ahmet Kaya dinlerken hatırladığımdandır...
Kimbilir...
Babamla aramda 25 yaş var yalnızca...Annemle 20 yaş...
Ben bebektim onlar çocuktu,ben çocuktum onlar genç,ben gençtim onlar henüz orta yaşlarının başında...
Öyle deli dolu bir adamdı ki babam,gencecik bir baba ama asla toy değil...O hep duvar gibi o hep dimdik...
Onun olduğu yerde herkes ona güvenir,büyüğü küçüğü farketmez...
Gözüpek,mert,dosdoğru kahraman gibi bir adam...
Çocuklarına biri ters baksa adamı parçalayacak kadar korumacı...Karısına saygısızlık yapılsa oraları darmadağın edecek kadar sahiplenici...Evine ekmek getirmek için kanının son damlasına kadar mücadele edecek kadar evin reisi...
Ama hep neşeli...
Dans ederken pantolonunu yırtacak kadar...Kendi kınasına gidebilmek için kadın kılığına girecek kadar,çocuklarıyla isim şehir oynayıp,bizi katılırcasına güldürecek kadar...
Fedakar; herşeyin en iyisini kendinden önce bize alacak kadar...
Kanser ilerliyor...Tüm çabalarımıza rağmen...Babamın vücudu delik deşik...20 kilo verdi...Eriyor gözümüzün önünde...Bu lanet hastalık onu eritip,bitiriyor...elimiz kolumuz bağlı...
İlaçlar hırpalıyor...sürekli midesi bulanıyor...yemek yiyemiyor...Artık tek başına giyinemiyor bile...
O kadar zor ki...
O hep sapasağlam başımızda olacaktı...Öyle sanıyorduk hepimiz...Karanlık her günün aydınlığı ,ışığı 'O'ydu...Her zorlukta elimizden tutup kaldıran 'O'ydu...Her belaya kendini siper eden,hepimizi koruyup kollayan 'O'ydu...Evimizin neşesi 'O'ydu...Hepimizi şu hayatta en çok güldürebilen 'O'ydu...
ahh be babam,deseler ki bana bugün canından vazgeç,kalan bütün ömrün 'O'nundur...Bir dakika bile düşünmem , çünkü senin sonuna kadar hakkındır!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



