22 Şubat 2013 Cuma
babam...
Babam...
seninle uzun uzun oturup konuşamayalı ne kadar çok zaman oldu...kim bilir?
sen şimdi yine hastane yatağındasın,uyur uyanık...
halsiz,yorgun...
bazen sen uyurken seni izliyorum...
ve fark ediyorum ki...
kaç yaşıma gelirsem geleyim...
huzur bulduğum tek yer...
senin yanın...
hala dünyanın en güvenli yeri,senin kolların...
sarılamıyorum sana uzunca bir süredir...
beni sarıp sarmaladığın güçlü kollarını hissedemiyorum...
çok zor be babam...
bunu kabullenmek öyle zor ki...
santimlerce uzağımda yatarken,sana dokunamamak öyle zor ki...
büyüdük artık...
o hiç büyümez sandığın kızın bile büyüdü işte...
uslanmaz,akıllanmaz sandığın...
dik başlı,inatçı,asi,hoyrat kızın büyüdü...
ama hala öyle ihtiyacım var ki sana...
hatta asıl şimdi ihtiyacım var babam...
çünkü herşeyi bildiğimi sandığım yaşlarım geçti...artık aslında hiçbirşey bilmediğimin farkındayım...
okumakla,izlemekle görmekle öğrenilmediğini öğrendim,senin deneyimlerine güvenebileceğimi bildiğim yaşlarımdayım...
dünyayı ve herkesi değiştirme çabam bitti,herşeyi herkesi olduğu gibi kabul etme yaşlarımdayım...
gençlik,ergenlik sırlarım bitti...en büyük hatanın bile telafisinin olduğunu öğrendiğim yaşlarımdayım...
ne hata yaparsam yapayım,beni tek affedecek,tek sahiplenecek ve benden tek vazgeçmeyecek insanların siz olduğunuzu anladığım yaşlarımdayım.
okulda,dershanede,mahallede,yazlıkta orada burada bulduğum arkadaşların hepsinden günün birinde vazgeçebileceğimi ama sizden asla vazgeçemeyeceğimi öğrendiğim yaşlarımdayım...
belki hiç anlamadığım kadar değerinizi anladığım yaşlarımdayım...
8 Aralık 2012 Cumartesi
Evlilik üzerine...
Evvett sevgili blog...
Evlendik evleniyoruz ha şu gün ha bu gün derken...Vuslata erdi zat-ı muhterem yazarın...
Evlilik nasıl bişey dersen...
Doğru insanla dünyanın en güzel şeyi diyebilirim...
Peki bu süreç nasıldı dersen... Al sana 1.basamak....
Nişanlılık süreci stresli mi...Evet çok stresli...Hayatına sevdiğinle birlikte bir sürü yeni birey katılıveriyor nişanlandığın anda,sevgilinin annesi babası kardeşi hatta teyzesi dayısı,halası...
Belki daha kendi aile bireylerine tam alışamamışken,yepyeni insanlar katıveriyorsun hayatının tam da içine,merkezine...
Sevdiğin adamın ailesini sevebilmen önemli...Yoksa işin zor...benden söylemesi...
Biz ne kadar modern birer aile olsak da ...Alışılagelmiş geleneklerimiz var bizim de...Örneğin sevgilinin annesine 'anne' babasına 'baba' demek gibi...
Herşekilde onlara kendi ailemize gösterdiğimiz saygıyı göstermek gibi...
Ben sevgilinin ailesini tanıdığım günden itibaren çok sevdim,çok yakın hissettim....Bu konuda fazlasıyla şanslıyım...Benzer ailelere sahibiz...Aynı mutfak kültürü,aynı aile düzeni,aynı kurallar aynı serbestlikler,aynı inançlar...
Bence mutlu bir evliliğin en önemli gerekliliklerinden biri de,yakın kültürlere sahip olmak...Her ne kadar insana farklılıklar cazip gelse de zamanla yorucu olmaya başlıyor benden söylemesi....Zamanında denedim,yaşadım,gördüm...Evlilik flört etmek kadar naif değil maalesef...
Sürekli olarak sabır göstermek,uyumlu olmaya çalışmak mümkün olmuyor...O nedenle işin formulü ; minimum ödün maksimum mutluluk bence...
Ne kadar yakın düşüncelere ve yaşam düzenine sahip olunursa,iş o kadar kolaylaşıyor...
Evet ödün vermemek gerek ama asla bencil ve anlayışsız da olmamak gerek...Eğer süt liman bir evlilik isteniyorsa....
Nişanlılık sürecine geri dönersek eğer,maddi ve manevi yaptırımları olan bir dönem...Herkesin akıl verdiği,fikir sunduğu ve talepkar olduğu bir dönem...
Örneğin mobilya seçerken yaşadığımız en komik ve tartışmalı anlar,Annelerin her koltuk ve yatağın altına baza istemesi,bizimse konfor ve görünüm açısından baza istemememizdi...
O renk olmaz toz gösterir,bu şekil olmaz altı silinemez öyle olmaz böyle olmaz ,uzayıp giden anne deneyimleri silsilesi...
Çözüm haklısın annecim deyip,mobilyacıyı tenhada kıstırıp kendi bildiğimizi yaptırmak oldu :)
Sonra nikah kutlaması kısmı...
Biz sevgiliyle sade ve yakın arkadaşlar ve akrabalarımızla birlikte yalnızca eğlenceye dayanan bir kutlama isterken,iki ailede eşin dostun olduğu büyük bir düğün istedi...
Elbette onlarda kendi arkadaşlarını,iş çevresinden yakınlarını vs çağırmak istediler ancak biz en güzel günümüzü öpücük makinesine dönüşmeden bol bol dans edip,içip eğlenerek geçirmek istedik...
Çözüm düğün maliyetlerini abartarak nikah ve düğünü ayırıp,kişi sayısını düşürüp,bizim için gereksiz kalabalığı
nikahta eleyip,düğün yemeğini 200 kişilik yakınlarla masa dolaşmadan öpüşüp koklaşmadan,dans ederek sahneye çıkıp,dans ederek final yaparak bitirdik...
Evlenecek arkadaşlara naçizane önerim kesin ve net şudur ki;
Asla senin ailen benim ailem konusuna girmeyin,ufak ufak kabul edin ki artık iki aileniz var ve iki ailede size eşit derecede yakın ve talepkar...
Kimseyi mutlu etmek için,altından kalkamayacağınız maliyetlere girmeyin,evlendikten sonra taksit öderken,mutlu etmeyi planladığınız kişiler kendi hayatlarına dönmüş olacaklar,o borçlar size kalacak...
Düğününüzü 'eş dost ne der' başlığında planlamayın,dünyanın en güzel düğününü de yapsanız kusur bulmak isteyenler nasılsa bulacaklardır,dünyanın en kötü düğününü de yapsanız sizinle eğlenmek isteyenler,eğlenecek ve çok keyif alacaklardır...
Evlilik hazırlıkları ne kadar yorucu olursa olsun,her anın tadını çıkarmaya bakın,neticede bir daha aynı heyecanlar yaşanamayacaktır..
Evlenmeden önce bol bol kendinize ve dostlarınıza vakit ayırın,çünkü evlendikten sonra o iş o kadar kolay olamayacaktır :))
evlilik deneyimlerim devam edecek a dostlar...Daha neler var anlatılacak...
7 Aralık 2012 Cuma
hayat...
Hayat hayal etmek ve ümit etmek üzerine kurulu adeta...
Belki de ayakta kalmanın,yıkılmamanın hep mücadele edebilmenin sırrıdır bu...Hangimiz yıkılmadık bu hayatta,kim diyebilir ki altından kalkamayacağımı sandığım sıkıntı yaşamadım diye...Hangimiz bu defa tekrar ayağa kalkamam eskisi gibi mutlu olamam,bir daha öylesine içten kahkahalar atamam diye düşünmedi...
Hepimiz derin çıkmazlarda bulduk kendimizi...Belki bizim boyumuzu aşan sıkıntılar başkalarının ayak bileklerinden öteye geçmezdi...Ama bizim için derin,korkutucu ve dayanılmazdı...
Ve neticede hepimiz en büyük sıkıtıların içindeyken bile hepsinin geçeceğine ümit etmedik mi...
Herşey güzel olacak! demedik mi...
Son bir kuvvet çırpınıp,mücadele etmedik mi...
Hayat bir mücadele,en güllük gülistanlık halindeyken bile...
Anne karnından çıktığın anda başlıyor mücadelen...
Emmeye çalışıyorsun önce ,en büyük iç güdü hayatta kalma çünkü...Sonra emeklemeye, yürümeye, konuşmaya...
Okuma yazma öğrenmeye...
Meslek edinmeye...
İş bulup kendini geçindirmeye...
Bir sevgili bulmaya,ötesi yok işte sevmek bile bir mücadele...
Evlenip,barklanmaya,çoluk çocuk sahibi olmaya...
Onlara gelecek hazırlamaya...
Günü gelince yuvadan uçurmaya...
Torun torba sahibi olmaya...
Torunlarına bakmaya...
Hani doktor ilk doğduğunda popona vuruyor ya...işte o aslında mücadelenin başlama vuruşu, unutma!!!
Belki de ayakta kalmanın,yıkılmamanın hep mücadele edebilmenin sırrıdır bu...Hangimiz yıkılmadık bu hayatta,kim diyebilir ki altından kalkamayacağımı sandığım sıkıntı yaşamadım diye...Hangimiz bu defa tekrar ayağa kalkamam eskisi gibi mutlu olamam,bir daha öylesine içten kahkahalar atamam diye düşünmedi...
Hepimiz derin çıkmazlarda bulduk kendimizi...Belki bizim boyumuzu aşan sıkıntılar başkalarının ayak bileklerinden öteye geçmezdi...Ama bizim için derin,korkutucu ve dayanılmazdı...
Ve neticede hepimiz en büyük sıkıtıların içindeyken bile hepsinin geçeceğine ümit etmedik mi...
Herşey güzel olacak! demedik mi...
Son bir kuvvet çırpınıp,mücadele etmedik mi...
Hayat bir mücadele,en güllük gülistanlık halindeyken bile...
Anne karnından çıktığın anda başlıyor mücadelen...
Emmeye çalışıyorsun önce ,en büyük iç güdü hayatta kalma çünkü...Sonra emeklemeye, yürümeye, konuşmaya...
Okuma yazma öğrenmeye...
Meslek edinmeye...
İş bulup kendini geçindirmeye...
Bir sevgili bulmaya,ötesi yok işte sevmek bile bir mücadele...
Evlenip,barklanmaya,çoluk çocuk sahibi olmaya...
Onlara gelecek hazırlamaya...
Günü gelince yuvadan uçurmaya...
Torun torba sahibi olmaya...
Torunlarına bakmaya...
Hani doktor ilk doğduğunda popona vuruyor ya...işte o aslında mücadelenin başlama vuruşu, unutma!!!
29 Kasım 2012 Perşembe
babam...
Günlerdir aklım babamda...
Bu sabah uyandım...Ahmet Kaya'dan şarkılar mırıldanıyorum...Bir an önce ofise gelip,Fizy'den Ahmet Kaya şarkıları dinlemek istiyorum...
Ben babamı ne zaman özlesem,ben babama ne zaman kıyamasam ne zaman onunla ilgili bir burukluk olsa içimde Ahmet Kaya dinlemem gerekir adeta...
Belki onun Ahmet Kaya'yı çok sevmesindendir,belki bana Ahmet Kaya şarkılarını sevdiren babam olduğu içindir, belki de babamın gençlik yıllarını gözümde canlandırdığımda ;babamın bizi anadolu kavağına balık yemeye götürdüğü pazarlardan birinde onu keyifle arabasını kullanırken hep Ahmet Kaya dinlerken hatırladığımdandır...
Kimbilir...
Babamla aramda 25 yaş var yalnızca...Annemle 20 yaş...
Ben bebektim onlar çocuktu,ben çocuktum onlar genç,ben gençtim onlar henüz orta yaşlarının başında...
Öyle deli dolu bir adamdı ki babam,gencecik bir baba ama asla toy değil...O hep duvar gibi o hep dimdik...
Onun olduğu yerde herkes ona güvenir,büyüğü küçüğü farketmez...
Gözüpek,mert,dosdoğru kahraman gibi bir adam...
Çocuklarına biri ters baksa adamı parçalayacak kadar korumacı...Karısına saygısızlık yapılsa oraları darmadağın edecek kadar sahiplenici...Evine ekmek getirmek için kanının son damlasına kadar mücadele edecek kadar evin reisi...
Ama hep neşeli...
Dans ederken pantolonunu yırtacak kadar...Kendi kınasına gidebilmek için kadın kılığına girecek kadar,çocuklarıyla isim şehir oynayıp,bizi katılırcasına güldürecek kadar...
Fedakar; herşeyin en iyisini kendinden önce bize alacak kadar...
Kanser ilerliyor...Tüm çabalarımıza rağmen...Babamın vücudu delik deşik...20 kilo verdi...Eriyor gözümüzün önünde...Bu lanet hastalık onu eritip,bitiriyor...elimiz kolumuz bağlı...
İlaçlar hırpalıyor...sürekli midesi bulanıyor...yemek yiyemiyor...Artık tek başına giyinemiyor bile...
O kadar zor ki...
O hep sapasağlam başımızda olacaktı...Öyle sanıyorduk hepimiz...Karanlık her günün aydınlığı ,ışığı 'O'ydu...Her zorlukta elimizden tutup kaldıran 'O'ydu...Her belaya kendini siper eden,hepimizi koruyup kollayan 'O'ydu...Evimizin neşesi 'O'ydu...Hepimizi şu hayatta en çok güldürebilen 'O'ydu...
ahh be babam,deseler ki bana bugün canından vazgeç,kalan bütün ömrün 'O'nundur...Bir dakika bile düşünmem , çünkü senin sonuna kadar hakkındır!
26 Kasım 2012 Pazartesi
Doğmamış Çocuğa Mektup...
Doğmamış çocuğuna mektuplar yazan kadınlar tanımıştım...Komik gelirdi bana hep...Manasız ve fazla duygusal...
Ben duygularıyla yaşayan biri olmadım olmayacaktım...en acıklı sahnelerde bile gülünecek bir şey bulur,ağlayan göz yaşı döken içlenen onca insana inat ben hep gülerdim...
Bencildim ben birazda,kimseyi kendimden çok sevemem derdim...Sevmezdim...
Fedakarlık yapma zorunluluğunu kabul etmezdim,istemediğim hiçbirşeyi bana kimse yaptıramaz derdim...Yapmazdım...
Hep hoyrattım...
Sinirlendiğimde fırtınalar kopartır,sağımı solumu dağıtır,ardımda bir enkaz bırakır çeker giderdim...Kimselere bağlanamazdım...
Çocuk sahibi olmak bana göre değil sanırdım,ben bu dünyaya gezmeye tozmaya hayatımı yaşamaya geldim der,tek bir gelecek planı dahi yapmazdım...
Ne eğitimim ne işim ne ilişkilerim ne de evliliklerim planlı olmadı benim...İstanbul'dan kaçmak istedim Bursa'ya gittim okumaya,okuduğum bölümü sevmedim başka işler yarattım kendime birini sevdim evlendim,sevmediğim gün ayrıldım tekrar aşık oldum tekrar sıkıldım tekrar sevdim tekrar ayrıldım ve tekrar evlendim...
Hiç birinde tek bir plan bile yapmadım...
Ama kadınların biyolojik saatlerinin olduğu sanırım çok doğru...
Son zamanlarda geceleri rüyamda seni görüyorum kuzucum...Doğmussun benim kucağıma vermişler seni...Nasılda güzelsin...Bakmaya doyamıyorum...Kucağımdan kimseler almasın istiyorum...
Gerçekte varolmayan birşeyi rüyalarımda bile nasıl bu kadar sevebildiğime kendim de inanamıyorum...ama eğer bir gün gerçekten benim olursan seni ne kadar çok seveceğimi adım gibi biliyorum...
Hadi bakalım miniğim...Müstakbel babacığınla ben şimdilerde sırf senin için çalışıyor,hayatımızı sana hazırlıyoruz...Sende yavaş yavaş hazırlan...
23 Kasım 2012 Cuma
4 yıl sonra elime değen ilk hamursun sen...
minik bir adam vesile oldu hamuru tekrar elime almama...
İki koli ekipanı dükkanı kapadığım gün kaldırmıştım evde gözümün göremeyeceği en ücra köşeye...İtiraf edeyim kırgındım çünkü...şansıma bahtıma talihime...yaşadığım büyük hayal kırıklığıydı hemde ilk defa...
Büyük umutlarla hayallerle açtığım cake make'e veda ediyordum ,gidip kendim bile boşaltamamıştım dükkanı o kadar kırgındım o kadar hırpalanmıştım...
O gün bıraktım hamura dokunmayı uzunca bir süre un bile görmek istemedi gözüm,sonra her zaman ki gibi unuttum kırgınlıklarımı... Zaten hiçbir zaman kinci olmayı başaramamıştım ki...
Ufak ufak evde kekler yapmaya başladım...Nasılda özlemiştim mutfağı saran şeker,tarçın kokusunu... Koskoca 4 yılın ardından dün ilk defa indirdim kolileri ,elime aldığım her ekipman içimi burktu...Özlemişim onları...
Mutafağa girdim...Tereyağı ,unu,pudra şekerini,nişastayı,yumurtayı,tarçını ve zencefili herbirini özlemle ekledim karıştırma kabına,eldiven giymedim çünkü ellerim hissetsin istedim hamurun içimi ısıtan yumuşaklığını...
Yoğurdum mis gibi tarçın kokunu içime çeke çeke...Burnumun direği sızlaya sızlaya...
Hamuru açtım,sevimli kalıplarımla kestim yağlı kağıt üzerine serdim,fırına verdim...Evin içi kokuyor...Cake Make...
Kurabiyeler soğudu...Şeker hamurunu aldım elime...O sert hamurun elimin ısısıyla yumuşamasını hatırladım...Kürdanın ucuyla boyayı ekledim boyanın beyazın içine karışmasını izledim...Mutfakta yaşadığım her anın tadını çıkardım...Çok eskilerden bir dosta kavuşmanın verdiği heyecanla sarıldım...
Sevgilim hep yanımda,hep tam destek sağolsun...
2 gece boyunca sabaha karşı 3,5 lara kadar kurabiye yaptık onunla,oturdu yanıma yamacıma aldı o da eline hamuru yoğurdu,boyadı açtı kesti yapıştırdı...
Benimle birlikte benim kadar emek harcadı...Bundan sonra arada böyle kurabiye pasta falan yapmaya karar verdik sevgiliyle...
Belki sipariş falan alır,evden ticarete dökeriz tekrardan kim bilir?
21 Kasım 2012 Çarşamba
nice 21 kasımlara...
2009 yılının kasım ayı başları...öylesine durgun miskin olduğum alışılagelmiş sonbahar hali ruhiyeSİ içindeydim...
hazirandan beri sürekli buluşma teklifleri eden bir delikanlı dışında konuştuğum görüştüğüm erkek yoktu... zira aşk acısı çekmekteydim...
her akşam salya sümük ağlayıp,en acıklı şarkıları dinleyip yalnızca yeşil elma yiyip en az 3 bira içmekteydim...
sonra bir gün, bu buluşma çabasındaki genç ikna ediverdi beni, sırf başımdan atma niyetiyle bir defa buluşayım bari dedirtti...
mis gibi güneşli bir kasım gününün akşamı seller götürmüştü İstanbul'u ,...21.11.2009...hiç unutmam o sel eşliğinde ilk kez buluştuğum gençle, alışık olduğum mekanlardan birinde her akşam evimde yaptığım gibi bira içmekteydim karşılıklı...
mekanın bahçesinde, tepemizde bir şemsiye, yanımızda yanan bir dış mekan sobası ,etrafımızda bir tek masa bile yok, herkes kaçışmış içeriye...
şemsiyenin sağından solundan şarıl şarıl sular akmakta, bense, bir kahve içer başımdan savarım dediğim gençle karşılıklı bira içip, muhabbetin dibine vurup, tavla atmaktaydım...
işte o gün ilk buluşmamızdı biricik kocacığımla...
iki kaynaşık gezenti bulmuş birbirini, bir kahveyle bırakırlar mı muhabbeti...o akşam diğer akşamları kovaladı,önce hoşlandık sonra sevdik sonra kocaman aşık olduk...3 ay sonra evlenmeye karar vermiştik bile...
o gün bugündür birlikteyiz her gün mutlaka...evlenmeden önce de evlendikten sonra da...biz bakkala bile birlikte giden bir çiftiz öylesine yapışık yılışık...ama seviyoruz hep dipdibe olmayı...nefeslerimizi yakınımızda hissetmeyi...
her sabah bu adamla evlendiğime şükrediyorum ben...her sabah aynı mutlulukla uyanıyorum...her iş gününün arkasından koşa koşa evime gidip ona kavuşmayı bekliyorum...
onunlayken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum...
onunlayken gittiğim yerden asla sıkılmıyorum...
onunlayken hep çok gülüp çok eğleniyorum...
canım sevgilim sen bu blogdan bihaber olsan da sana burdan milyonlarca kez teşekkür ediyorum
beni dünyanın en huzurlu insanı yaptığın için,
her sıkıntımda her zorlandığımda nerede olursan ol ilk sen koşup yanıma geldiğin için,
iyi günümde kötü günümde hep ellerimi sımsıkı tuttuğun için,
her akşam sofrayı hazırlayıp salatamızı yaptığın için,
rica etmeme bile gerek kalmadan kalkıp evi silip süpürebildiğin için,
hiç üşenmeden uykumu getirmek için bileğimi bazen saatlerce kaşıdığın için,
yaptığım her yemeği yediğin en güzel yemekmiş gibi karşıladığın için,
bütün şımarıklıklarıma katlanıp benimle şımarabildiğin için,
en pejmurde halimleyken bile bana kendimi dünya güzeli gibi hissettirdiğin için,
hiçbirşeyden gocunmadan yorulmadan kızmadan kırmadan yormadan sarıp sarmaladığın için...
iyi ki varsın sevgilim...
nice nice 21 kasımlara...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



