18 Ocak 2011 Salı
Offf atlattık sayılır ocak ayını...
Veteriner fakültesi mezunu bir muhasebeciyim ya ben...
Muhasebeciye yeni yıl ne demek...
Bir sürü iş demek...
Yıl sonu hesap kapanışları demek...
Mizan demek...
Bilanço...
Gelir Tablosu...
Gider Tablosu ve bir sonraki yıl tahmini gider tablosu demek...
Tüm bunlar yapılan fazla mesai demek...
Yaptım bitti...
Ahh blog günlerce rüyamda bile gider ayıkladım...
Tutmayan mizanlarla uğraştım...
Gelir tabloları hazırladım...
Hesap planıyla yattım hesap planıyla kalktım...
Ama değdi...
Hani olur mu size de işiniz çok olduğunda nereden başlayacağınızı bilemediğiniz için...
Çalışmak gelmez içinizden...
Ama iç ses der ki e hadi bi tarafından tut sen...
Bak gelecek arkası...
İç sesimi dinledim başladım...
Çok şükür bitirdim...
Şimdi mutlu huzurlu ve tabi ki gururluyum...
Peki Veteriner fakültesi mezunu muhasebeci nasıl olunur?
Bahsedilen şahıs maymun iştahlı biriyse olunur...
Bu adı geçen şahıs var ya...
Neler olmadı ki...
Dur bakalım hadi o da öteki postun mevzuusu olsun...
İyisimi...
Ben kaldığım yerden böbürlenmeye devam edeyim...
Sizde bu şaşkın blogcu başka neler olmuş onu bi tahmin edin =))
15 Ocak 2011 Cumartesi
Ne mutlu...
Sevgili blog...
Çok şükür iyileştim...
Ağız ve burun çevremi sarıp sarmalamış olan uçuklarımı saymazsam tabi...
Resman aynaya bakmaya korkar oldum...
Ve ayrıca bana bakmak zorunda kalanlara da acır oldum...
Kısacası çevreye verdiğim rahatsızlıktan ötürü özrü bir borç bilirim...
Hayır nedir benim bu herpes'ten çektiğim...
Yıllar yıllaaar evvel kendileri gelip yerleşivermişler...
Şimdi ne zaman başı boş kalsalar ağzımı yüzümü istila ediveriyorlar...
Çok şükür ki Zovirax diye bir ilaç çıkarttılar da,
kendileriyle mücadele edebilme lüksüne sahip oldum...
Eğer ilk kıpırdanışlarında hisseder de kremi sürersem...
Saltanatları başlamadan sona eriyor...
Ha ha ha ölsün mikroplar!!!
Ama yok eğer beni uykuda yakalarlarsa...
İşte şimdi olduğu gibi...
Vayy halime...
Neyse işte zavallı sevgilimde...
Benim bu görüntü kirliliğime maruz kalıyor...
Utanıyorum!!!
Şaka bir yana...
Gerçekten öyle çok çektim ki bu uçuk illetinden...
Şu facebook sayesinde sonradan kavuştuğum ilkokul ortaokul lise arkadaşlarım...
Hep bir ağızdan koro halinde...
Ahh sende ne çok uçuk çıkardı küçükken gibi söylemlerde bulunuyor...
Zavallı ben!!!
Böyle hatırlanır olmak ne acı ama...
Haa bir de ne çok düşerdin sen demeleri cabası...
Cidden ne çok düşerdim ben yaa...
İnsan iki ayağını birbirine karıştırıp düşermi Allah aşkına...
Ben düşerdim,bolca da düştüm o şekilde...
Peki ya 3 gün üstüste
Lisede kantine inerken
Aynı merdivenin aynı basamağından düşer mi insan...
Ben düştüm...Büyük başarı...
Çocukluk gençlik işte...
O utançla yaşayamayacağımı düşünmüştüm oysa...
Yaşamak haram bana demiştim...
İntiharın eşiğine gelmiştim...
Liseyi bırakıp,ev kızı olmayı planlamıştım hatta...
Ama şimdi bakıyorum da unutuluyormuş be blog...
Neleri unutmuşum,neleri unutmuşuz...
Artık vız gelir tırıs gider bana...
Merdivenden düşmeler, dudaktaki uçuklar...
Ne mutlu yaa...
Kendimle barışmış olmam...
Ben buyum kardeşim...
Beğenmeyin gelmesin...
Diyebilmem...
11 Ocak 2011 Salı
...Çok hastayım...Ve ayrıca Annecik yanımda yok diye de yastayım...
Ahh be blog...
Çok hastayım bugün...
Nasıl üşütmüşsem,serçe parmağım bile ağrıyor...
Ağzım burnum uçuk içinde...
Aksırıp duruyorum...
Elimde mendil...
Burnumu çekiştiriyorum...
Zavallı burnum kıpkırmızı...
Boğazım konuşurken acıyor...
Yutkunmamaya özen gösteriyorum...
Eline garip bir bitki karışımını kapan yanıma geliyor...
Al bunu dene hemen geçicek diye...
Yok bu gripten ölmezsem eğer zaten bitki zehirlenmesinden ölüvericem...
Kafamın bu kadar ağır olduğunu hiç farketmemiştim ayrıca...
Taşımakta güçlük çekiyorum...
Bulduğum her masaya , köşeye kafamı dayayıveriyorum...
Hasta olmaktan ne kadar nefret ediyorsam...
Hastayken işe gelmek zorunda olmaktan daha fazla nefret ediyorum...
İnsan hastalanınca annesinin yanında olmalı be blog...
Şöyle mırın kırın nazlanmalı...
Anneciği ona hasta çorbası yapmalı,bol domatesli bol şehriyeli,bol karabiberli ve bol limonlu...
Televizyonun kumandasını vermeli...
Ara ara gelip gidip ateşini ölçmeli...
Ne istersin diye her geldiğinde...
Evde olmayan bişey istenmeli...
Annecik hepsini buluverip getirmeli...
Ara sıra saçımı okşamalı...
Ateşim çok yükselince sirkeli asprinli su yapıp,eklemlerime sürmeli...
Azarlaya azarlaya ilaçlarımı içirmeli...
Ahh be Annecik çok hastayım...
Sende yanımda yoksun ya resmen yastayım...
Boşuna mı diyorum ben sana a benim bitanecik annem...Senin hakkın ödenmez diye...
10 Ocak 2011 Pazartesi
...bir sebep bir bünye bir hafta sonu bir sonuç...
Ahh şu kısacık hafta sonu tatili bile ne iyi geliyor şu bünyeye...
Hele o kısacık haftasonuna hiç bir plan sıkıştırmadan...
Şöyle gönlünce evde keyif yapmak...
İnsanoğlu büyüdükçe evini daha çok sever oluyor heralde...
Mesela ben...
Eskiden evde geçirdiğim her bir pazar gününü,hayatımdan çaldığım,kendime haksızlık ettiğim zaman dilimi
olarak görürdüm...
Ama şimdilerde...
Evde geçirdiğim her gün...
Bedenime ve ruhuma dinginliği bahşetmenin anlamı gibi geliyor...
Kendimi şımartılmış hissettiriyor...
Hele bir de yanımda,her durumda her yerde çok eğleneceğim sevgilim varsa...
Değmeyin keyfime...
Bu hafta sonu ne mi yaptık...
Sevgiliyle kendimize bolca zaman ayırdık...
Bol bol sohbet edip,oyunlar oynadık...
Cumartesi akşamı...
Boşver dedik,dışarı çıkmak yerine evimizde oturalım...
İçkilerimizi aldık...
Kuruyemiş çerez...
Açtık televizyonu...
Biraz tv'e göz gezdirdik...
Biraz muhabbet ettik...
Bolca güldük ama...
Kendimize,televizyondakilere,ona,buna şuna...
Keyfimiz yerinde ya...
Güldük de güldük işte...
Tavla oynadık sonra...
Hatta neredeyse tombala...
Pazar günü aile saadeti ile geçti...
Benim annemler...
Sevgilinin anneleri derken...
Bolca sohbette onlarla...
Çocukluk anıları anlatıldı her zaman ki gibi...
E sonra tabi ki devlet kurtarıldı...
Futbol takımları,yeni transferler,avrupa maçları derken...
Ne çok güldük yine ve ne çok sohbet ettik...
Dışarıda trafik,egzos dumanı,birbirine hırsla çalan kornalar...
Bağdat caddesindeki lüzumsuz kalabalıklar...
Hepsinden soyutladık kendimizi...
Kendimize ayırdık tatilimizi...
Sevdiklerimize birde...
Çünkü şimdilerde anlıyorum belkide sevdiklerimin kıymetini...
Onlara ayırdığım her anın hayatımdan çalmak değil tam tersine gelecekteki pişmanlıklarımdan arınmak olduğunu...
Sonra evimize geldik yine...
Şöyle en heyecanlısından bir film izledik...
Ne çok seviyorum DVD'i...
İşte böyle sükunetle geçirdim ya bir hafta sonunu...
Huzurla uyandım bir pazartesiye...
Ohh bee dedim dinlenivermiş işte sonunda bu bünye...
Hele o kısacık haftasonuna hiç bir plan sıkıştırmadan...
Şöyle gönlünce evde keyif yapmak...
İnsanoğlu büyüdükçe evini daha çok sever oluyor heralde...
Mesela ben...
Eskiden evde geçirdiğim her bir pazar gününü,hayatımdan çaldığım,kendime haksızlık ettiğim zaman dilimi
olarak görürdüm...
Ama şimdilerde...
Evde geçirdiğim her gün...
Bedenime ve ruhuma dinginliği bahşetmenin anlamı gibi geliyor...
Kendimi şımartılmış hissettiriyor...
Hele bir de yanımda,her durumda her yerde çok eğleneceğim sevgilim varsa...
Değmeyin keyfime...
Bu hafta sonu ne mi yaptık...
Sevgiliyle kendimize bolca zaman ayırdık...
Bol bol sohbet edip,oyunlar oynadık...
Cumartesi akşamı...
Boşver dedik,dışarı çıkmak yerine evimizde oturalım...
İçkilerimizi aldık...
Kuruyemiş çerez...
Açtık televizyonu...
Biraz tv'e göz gezdirdik...
Biraz muhabbet ettik...
Bolca güldük ama...
Kendimize,televizyondakilere,ona,buna şuna...
Keyfimiz yerinde ya...
Güldük de güldük işte...
Tavla oynadık sonra...
Hatta neredeyse tombala...
Pazar günü aile saadeti ile geçti...
Benim annemler...
Sevgilinin anneleri derken...
Bolca sohbette onlarla...
Çocukluk anıları anlatıldı her zaman ki gibi...
E sonra tabi ki devlet kurtarıldı...
Futbol takımları,yeni transferler,avrupa maçları derken...
Ne çok güldük yine ve ne çok sohbet ettik...
Dışarıda trafik,egzos dumanı,birbirine hırsla çalan kornalar...
Bağdat caddesindeki lüzumsuz kalabalıklar...
Hepsinden soyutladık kendimizi...
Kendimize ayırdık tatilimizi...
Sevdiklerimize birde...
Çünkü şimdilerde anlıyorum belkide sevdiklerimin kıymetini...
Onlara ayırdığım her anın hayatımdan çalmak değil tam tersine gelecekteki pişmanlıklarımdan arınmak olduğunu...
Sonra evimize geldik yine...
Şöyle en heyecanlısından bir film izledik...
Ne çok seviyorum DVD'i...
İşte böyle sükunetle geçirdim ya bir hafta sonunu...
Huzurla uyandım bir pazartesiye...
Ohh bee dedim dinlenivermiş işte sonunda bu bünye...
7 Ocak 2011 Cuma
...Smile on faces...
Dün akşam kızlarlaydım...
Caddedeydim...
Dilediğimizce erkekleri çekiştirip,
Dilediğimizce modadan bahsedip,
Dilediğimizce aynı hikayaleri anlatıp,
Kahkahalara boğulduk...
Dün akşam kızlarla;
Önce şöyle sıkı sıkı sarılıp,hemen kıkırdamaya başlayıp,
En sevdiğimiz cafe'nin
En güzel masasına oturup,
En sevdiğimiz yemekleri söyleyip,
Şöyle en alkollüsünden bir de içki isteyip,
Dedikodunun belini kırıp,
Erkeklerimizi çekiştirip,
Lise anılarımızı yad edip,
Belki eskilerden bahsedip,
Kıkır kıkır kıkırdadık...
Ve o kadar çok güldüğüm bir gecenin sabahında bloğumda bir ödül bekliyordu beni...
Ne kadar da günün anlam ve önemine yakışır olmuş...
Sevgili Deep ve Sylvie layık görmüşler beni bu ödüle...
Smile on faces ödülü.
Benim kadar çok gülen,çevresinde kendine has kahkahası ile bilinen birine cuk oturdu bu hediye...
Güldürür müyüm bilmem ama çok güldüğüm bir gerçek...
Ve gülmeyi çok sevdiğim...
Onun için eğer bende bir nebze gülümsetebiliyorsam beni okuyan arkadaşlarımı...
Ne mutlu bana...
Çok teşekkür ederim Deep ve Sylvie...Nezaketiniz için...
Bende okurken yüzümü gülümseten blogları listelemek , bu ödülü ve kendi ellerimle hazırladığım ödül resmini armağan etmek isterim...
Naz
meyvesalatası
liellaa
ibeking
ninom
kirazcekirdegi
emel
ve tabi ki deep ve Sylvie =)))
O halde her günümüz kahkahalarla dolu olsun...
ps:ödülüm içinde bir fotoğraf hazırladım,o gülücük çok yakışmadı mı bu ödüle...
4 Ocak 2011 Salı
.....düşün düşün ....... işin....
Açtım şimdi ekrana boş boş bakıyorum...
Hadi diyorum başla bakalım anlatmaya...
Nasılsın bugünlerde...
Kendinizle konuşur musunuz acaba sizde...
Ben hani hep diyorum ya içimde en az kendim kadar ciddiye aldığım biri daha var diye...
Onunla bazen öyle bir dalıyoruz ki derin sohbetlere...
Etrafımda yüzlerce insanda olsa...
Hiçbirini duymuyor görmüyor algılamıyorum...
Kabuğuna saklanmış kaplumbağa gibi...
Kafamı gövdemin içine saklıyorum...
Sevgili tedirgin oluyor sanki öyle dönemlerimde...
Hep soruyor ne düşünüyorsun sen diye...
Aslında çoğu zaman anlamsız,alakasız...
Bazen kendimi hiç olmadığım yerlerde olmuşcasına düşünürken buluyorum...
Bazen televizyonda ki bir adamın yerine düşünürken...
Onun yerine konuşurken hatta...
Bazen hiç tanımadığım sokaktaki tinerci yerine düşünüyorum...
Nasıl kurtulabilirim bu çıkmazdan diye...
Battaniyeme sarılmış sıcacık evimde içim titrerken buluveriyorum kendimi...
Uff amma da soğukmuş diye...
Sonra babamın yerine...
Evlatlarına kaygılanan...
Babam yerine kaygılanıyorum kendime,kardeşime...
Bazen annem yerine...
Onun yerine düşünüyorum koca bir aileyi...
O gün belki de ne pişireceğini...
Devlet Başkanı oluyorum bazen...
Yahu diyorum bu kadar basit işte bu işlerin çözümü...
Onu al o Bakanlıktan bunu koy yerine...
Karşımda olmayan,olmasını dilediğim...
Hani şöyle ağzının payını vereceğim...
Adamlarla kavga ediyorum...
Hesaplaşıyorum...
Belki bazen tokatlayıveriyorum...
Sevgili farkediyor hemen niye o gözler çakmak çakmak diye soruveriyor.
Kendime geliyorum...
Eee sen şimdi bu kadar hırslandın bu kadar kızdın da...
O adam oracıkta senin varlığından bihaber...
Sen iyisi mi kalkta sevgiliyle kendine rezene çayı koyuver...
3 Ocak 2011 Pazartesi
...sana mı kendime mi...
Kadınlar erkekler için mi güzel görünmek,iyi giyinmek isterler yoksa kendileri için mi?
Karar veremedim ben hala bu duruma...
Ben çoğunlukla kendim için iyi görünmeye çalışanlardanım çünkü sokağa çıkmayacakda olsam,gözüme bir kalem,dudağıma bir parlatıcı yanaklarıma allık sürmeden kendimi iyi hissedemiyorum...
Bakımlı olmak bana ayrı bir güven ve enerji veriyor sanırım.
Dikkat ediyorum kendimi beğendiğim günlerde sosyal ortamlarda hep daha fazla konuşur daha fazla gülerim...
Ama bazen dönemsel olarak kendimi hiç beğenmeme durumları oluştuğunda ise kendimi nedense daha silik hissederim...
Öyle saatlerini günlerini güzellik merkezlerinde geçirenlerden de değilim...Hatta saçlarımı bile hala anneme kestiririm...Ne de olsa kıvırcık...Yamuk olsa kim anlar ki...
Ama giyimime özellikle temiz giyinmeye çok özen gösteririm...Çünkü aynaya baktığımda iyi hissetmeliyim...
Tamam şimdi bunları saydığımda diyorum ki ben kendim için güzelleşirim...
Ama neden her giydiğim kıyafeti sevgili üzerime yakıştırsın isterim...
Neden bugün ne kadar güzelsin demesini dört gözle beklerim...
Ve neden çok güzelsin dediğinde kendimi dünyanın en güzeli hissederim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





